Saturday, January 25, 2014

Vapurdaymış Gibi



vapurdaymis gibi 1






Din öğretmenleriminden iki tanesini çok severdim. Birisi lisedeydi, belediye başkan adayı oldu. Birisi de ilkokuldakiydi. Benim ilk kez düşünmemi sağlayan adam olduğunu bilseydi ne hissederdi diye de merak ederim. ''Kaderinizdeki yolu kendiniz seçersiniz'' demişti. Ben o güne kadar kafamda planladığım her şeyi çöpe atmıştım. Benim anladığım, her şeyin belirli bir şekilde olduğuydu. Bize iş düştüğünü bilmiyordum.






Sonra gördüm ki, her şey bir seçime dayanıyor. Ailen ve ismin hariç. İlk okulların, belki orta okulların da senin elinde değil pek. Sonra sesin kalınlaşıp, süzüldüğün dönemler seçim yapmaya başlıyorsun. Ailenin hayatını ya da kendi hayatını yaşamayı seçiyorsun. Seni olduğun gibi kabullenmelerini ya da onların istediği gibi olmayı seçiyorsun. İnsanların sevdiklerini sevmeyi ya da kendi istediklerini sevmeyi seçiyorsun. İçinden geleni ya da doğru olanı seçiyorsun. Sevdiğin kızı seçemiyorsun. Sıcak bir sonbahar akşamında pencereyi açık bırakmayı ya da açık unutmayı seçiyorsun.






O gece de pencereyi açık bıraktım. İçeriye Işıldayan girdi. Işıldayan, bildiğiniz ışıldayan işte. Ama özel ismi olan, insan gibi. Ben birden uyanınca pek mantıklı konuşamam. Zaten uykudan uyanınca da sinirli olurum. Bir iki saat bulaşmamak iyidir dedim. Dedim de dinletemedim. Benim nasıl bir adam olduğumdan bahsetti. Neler yapmam gerektiğini söyledi bana. Hayatta en sevmediğim şeyin bu olduğunu söyleyemedim ama en büyük korkumdan falan bahsettim ben de. Bir insanın bana yakın olmasını istersem en büyük korkumdan bahsederim genelde. Bir erkeğin en savunmasız olduğu an en ideal andır. Bir de en sakat an. Savunmasız olmak erkeğe uymaz çünkü. Yine de, ''en güzeli olmasını istiyorsan, savunmasız olacaksın''. Işıldayan'a kızdım biraz. Bende yetiştiriliş tarzıma pek aykırı olan bir asilik olduğunu anlattım. ''Beni böyle kabul ettiler ama. Babam bile alıştı.'' dedim. Işıldadı. Sanki sadece ben görüyormuşum gibi ama. Böyle olunca ben çok etkileniyorum. Kendi kendime etkileniyorum genelde. Sonra nasıl oluyorsa ortak bir duygu haline geliyor. Ayrıca, böyle karşındaki her bir şeyi bilince konuşmak çok zevkli olmuyormuş da dedim. İlk yalanımı orada söyledim. Çok güçsüz olmanın manası yok diye düşünürken ilk yalanınızı söylersiniz. Devamı gelir ya da gelmez. Seçim yapmak tabii ki senin görevin. Işıldayan benim yeni uyanmış halim buysa, olgunlaşmış halim nasıldır diye düşünürken O'na çok büyük bir sır verebilmeyi istedim. Sonra alışmalara gelemeyen halim bunu sevmez diye düşündüm. Tam geç kaldığınızı anladığınız o ufak an vardır ya, hamle yapsan hamle bitmez, beklesen yüreğin el vermez. O sırada gitti. Sesini bırakıp gitti. ''Sesini duymayaydım iyiydi'' diye bağırdım. Duymuştur. Bazen olur öyle, geçen yazıda da söylemiştim. 






''Ulan ne gerizekalı bir adamım ben'' isimli kitabımı cebime koyup, Kadıköy'e doğru geçme kararını çok acil aldım. Gerizekalı bir adam olmak, benden adam olmaz umutsuzluğundan çok daha güzel bir seçim. Sonuçta içinde yine de bir çıkış var. Hem gerizekalı olmak eğlenceli. Olanlar bilecektir, sadece olanların anladığı muhteşem bir histen bahsediyorum. Bu tür hisler genelde iyi satar. Boşboğazlık, sakarlık ya da yukarıdaki tanım ile aklınıza gelen ilk şey gibi.






Kadıköy'e gitmek mutlak bir çıkış. Sonrası tamamen doğaçlama olur bende. Çünkü sonrasında seçmek gerekir. Vapur mu? Yer altı mı? Ter kokmak mı? Seçmek gerekir. Genelde seçmek gerekir.






Ben hep vapuru seçerim. Yani aslında ''vapurdaymış gibi'' olmayı seçerim. Vapura girerken kendimi çok büyük bir adam gibi hissederim. Herkesin yüzüne tek tek bakarım. Muhakkak ilk önce dışarıya çıkarım. Taraf veya Sol okuyanlara daha garip bakarım. Nedenini de hiç merak etmem. Karikatür dergisi okuyanların kız düşürmeye çalıştığını düşünürüm. Ben genelde karikatür dergisi okurum. Bir de kitap okursam, altını çizme ihtiyacı olur diye cebimden kalem çıkartırım. Acaba çok mu kız düşürmeye çalışıyormuşum gibi gözüküyor diye de düşünürüm. Orada bile gereğinden fazla düşünürüm. ''Çok çabuk yaşlanacağız'' derler. Yaşlanalım anasını satayım derim. Yaşayacak şeyler illa ki yaşanıyor zaten. Bir süre geçip kıçım donduktan sonra, erkekliği bir kenara koyup muhakkak içeriye geçerim. Ek olarak, vapurda çay içmem. Çay içersem bile, illaki küçük bardak ile içerim. Kulağımda illaki -illaki birleşik yazılır- kulaklık olur. Kapşonum varsa muhakkak kapatırım. Çok müthiş gözüktüğümü düşünürüm. Çünkü kapşonu olan ve müzik dinleyen erkekler müthiş gözükür.






İnmeye az kala, herkesten önce kapıya yönelirim. Sol kapı mı, sağ kapı mı diye seçmek zorunda olduğumu da çok iyi bilirim. Ben bazen basamağın önünde bekleyen ve arkasındakilerin onu beklemesi gereken adamım. Bazen de sağ yerine sol kapıyı seçip, arkasında bekleyen insanların olduğunu düşünen gerizekalıyım. Bunların arasındaki denge de yaşamak oluyor sanırım. Ben genelde dengesizliği severim. Belki de kendi içimdeki dengesizlikten ötürüdür. Ben bilemem.Zaten normal olmak da kimseye bir yarar getirmez. Aslında herhangi bir kimseyi umursadığım da söylenemez. 






İşte bazen dengem şaşıyor. Umursuyorum. Sonra diğer bir dengesizlik gelene kadar bir süre geçiyor. Her şeyi ilk kez yaşamış bir cahil edasıyla yaşadığım her olaydan değişik bir koku alıyorum. Hepsini ayrı ayrı seviyorum. Ben de böyle mutlu oluyorum. Zaten gerizekalılık da bunu gerektirir.






Ve muhakkak -ve ile başlayan cümlelerin dayanılmaz çekiciliğinden bahsetmiş miydim?- vapurdan inerken Işıldayan'ı görüyorum. O'na dönüyorum. Sadece ben gülümsediğini görüyorum.






''Ben büyüyünce Batman olcam Işıldayan'' diyorum.






Herkesin göreceği şekilde gülümsüyor. Feci kızıyorum.






--






bir daha okuyabilmek için: http://www.youtube.com/watch?v=MpAKi9WjxVs


No comments:

Post a Comment